 |
Sütun başlığı, Ayasofya, 9 Mart 2007 (c) bizans |
Geçen gün bir Türk musiki makamlarıyla ilgili konuşurken,
arkadaşım Süleymaniye Camii için "Segâh makamına benziyor" dedi, "yekpare, sade, gururlu ve hüzünlü." diye bitirdi.
Ben de, Ayasofya ise
hüseynî makamına uygun galiba, dedim. Ağıtlar en çok hüseynî makamında
bestelenmiş, Ayasofya da geçmişe bir ağıt gibi duruyor, zaten yaklaşık 1500
sene önce yapıldığı zamanda bile çok daha eski bir zamanı arayan
zihinlerin eseridir sanki. Ayasofya'nın taşları bir araya geldiğinde
yapıya başka bir hava vermiş, suyun akışı donmuş ve sessizliğin güzelliği gelmiş oturmuş.
Bir de Birhan Keskin'in güzel bir şiirinde geçer bu makam:
"Hüseynî bir makam büyüyor içimde
hem çocuğum bu ayrılıkta ben hem anne
birini ötekinde yitirdiğim ikiziyim kendimin
ve geçmiş serin bir ülkedir içimde.
Aktım eridiğim yerden ve zamandan
bilmiyorum nerde soğudum,
dondum nerde."
Gelmek
istediğim yer şurası, eskiden yaşamış güzel insanlar da kendilerine has
makamlar gibi, kendileri yok ama sesleri duyuluyor, hissediliyor.
En
güzeli, mesela bir akşam vakti, güneş batarken, içimize bir başka
zamanın ışığı düşer gibi oluyor ve seziyoruz ki kimse gitmemiş, her şey
biraz daha soğumuş o kadar.
 |
Ayasofya, 9 Mart 2007 (c) bizans |